2001 yılında yaşadığı finansal kriz sonrasında önemli yapısal reformları başarıyla hayata geçirerek makroekonomik istikrarı sağlama yolunda önemli adımlar atan Türkiye için sürdürülebilir ve yüksek ekonomik büyümenin sağlanması halen en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel krizin olumsuz etkilerinden 2010 ve 2011 yılında iç talebi canlandırıcı politikaların da yardımıyla yüksek büyüme sağlayarak kurtulan Türkiye ekonomisi bir kez daha düşük büyümenin yaşanacağı bir döneme girmek üzeredir. Bu olumsuz gelişmede küresel koşulların önemi yadsınmamakla beraber, Türkiye’nin yüksek ve sürdürülebilir büyüme için çözmesi gereken problemler de göz ardı edilmemelidir. 2001 yılından itibaren tasarruf oranlarının düşmesi sonucunda oluşan yüksek tasarruf açığı ve bozulan cari işlemler dengesi bu problemlerin başında gelmektedir. Düşük tasarruf oranları, istenilen yatırım düzeylerine ulaşmak için ekonominin dış tasarruflara giderek daha da bağımlı hale gelmesine yol açmaktadır. Bu durum da ekonomiyi, özellikle küresel koşulların olumsuz seyrettiği dönemlerde yabancı sermaye hareketlerine daha duyarlı hale getirmektedir. Her ne kadar 2001 sonrasındaki dönemde, uyguladığı başarılı istikrar politikaları ve sunduğu cazip getiriler sayesinde Türkiye ekonomisi önemli ölçüde yabancı sermaye çekebilse de, bu büyüme stratejisinin sürdürülebilir olmadığı açıktır. Uluslararası karşılaştırmalar da Türkiye’deki tasarruf oranlarının OECD ülke ortalamasından ve kendisiyle aynı gelir grubunda yer alan ülkelerin tasarruf oranlarından daha düşük olduğunu göstermektedir (Dünya Bankası, 2011). Tablo 1 ve Şekil 1’de gösterilen tasarruf dengesi özellikle küresel krizden sonra yaşanan yüksek büyüme döneminde tasarruf açığının ve dolayısıyla cari işlemler açığının geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir.

Bankacılar Dergisi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *