Problemi çözmek için önce kabul etmek gerekir.

Her ay yazdığım bir derginin Temmuz sayısında Türkiye’nin daha önce yaşamadığı türden bir ekonomik kriz riskiyle karşı karşıya olduğunu söyleyip, benzer bir durumu daha önce yaşayan Asya ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin aynı çözümleri uygulayamamasından korktuğumu belirtmiştim. Asya ülkeleri, rekabetçi döviz kurunun da etkisiyle ihracatlarını hissedilir şekilde arttırıp cari fazla vermeye başlamışlar, IMF’nin de destek olduğu programlarla, kısa dönemde sermaye kontrollerini uygulayıp uzun dönemde de yapısal reformları hayata geçirebilmişlerdi. Dış konjonktür de bu süreçte kendilerine yardımcı olmuştu. Bütün bu pozitif adımlara rağmen bu ülkelerde krizin etkileri uzunca bir süre hissedildi. 10 Ağustos itibarıyla Türkiye’ye baktığımızda ise özel sektörün döviz cinsinden yüksek borcu ya da dış politikada yaşanan olumsuzluklardan daha önemli bir problemimiz… Read More

Continue Reading

Zaman tutarsızlığı problemi: Bir vaka analizi olarak TCMB

2004 yılında Kydland ve Prescott’a ekonomi alanında Nobel ödülü kazandıran “zaman tutarsızlığı” problemi, politika yapıcıların (TCMB) ekonomideki diğer birimlerle (piyasalar ve fiyat koyucular) paylaştığı anda optimal olan politikaların (sıkı para politikası duruşu ve faiz artışı) beklentiler oluşturulduktan sonra (piyasalarda faiz artışı beklentisiyle kurda gevşeme) optimal olmamasına (faizleri arttırmaması ve gevşekliğe devam etmesi) dayanır. Bu durumda politika yapıcılar, kurumların iyi işlemediği, zayıf hafızalı ve miyop ekonomilerde (Türkiye ekonomisi) daha önce izleyeceklerini söyledikleri politikaları itibarlarını kaybetme (rekor döviz kuru ve 2 yıllık devlet tahvili) ve gelecekte daha yüksek maliyetlerle (çok yüksek bir faiz artışı) karşılaşmayı göze alarak uygulamaktan vazgeçerler. Eğer ekonomiyi sonlu ufuk (24 Haziran) olarak modellerseniz sona yaklaştığı için kredibilite derdi… Read More

Continue Reading

VASATA DUYULAN HAYRANLIK VE TEVİTÖL

Siyasete boğulduğumuz son haftalarda iki önemli gelişme yaşandı. İlk olarak 15 yeni üniversite daha açılacağını öğrendik. İkinci olarak da ülkedeki üstün zekalı ve özel yetenekli çocuklara burs sağlayarak çağın gerekliliklerine uygun ve harika bir eğitim sunan TEVİTÖL’ün müfredatında değişikliğe (sıradanlaşmaya) gideceğini okuduk. Daha önce açılanlardan hiçbir farkı olmayan, yeni bir şey önermeyen ve birçoğunun –daha önce açılanlar gibi- vasatın üstüne çıkamayacağı çok açık olan bu 15 yeni üniversitenin ne kazandıracağını anlamak için ilk önce mevcut üniversite mezunlarının durumuna bakalım. Eğitim durumuna göre işsizlik oranlarına bakıldığında Türkiye’de en yüksek işsizlik oranlarının lise ve üniversite mezunu bireyler arasında olduğunu görüyoruz. Avrupa Mesleki Eğitim Geliştirme Merkezi’nin (CEDEFOP) 2017 raporuna göre Türkiye’deki yeni üniversite… Read More

Continue Reading

1930’lu yıllar geri mi geldi?

Son dönemlerde dünya siyasetinde ve ekonomisindeki gidişatı görünce ünlü filozof George Santayana’nın “Geçmişi hatırlamayanlar onu tekrar etmeye mahkumdur” sözü aklıma geliyor. Son dönemdeki gelişmeler maalesef dünya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 1930’lu yıllarla benzerlikler gösteriyor. Bütün dünyada yükselen otoriter bir siyaset anlayışı ve onu maharetle temsil eden siyasetçiler, İspanya’da şiddetlenen ve kısa zamanda uluslararasılaşan bir iç savaş, yaşanan büyük buhran (great depression) sonrasında milli ve korumacı bir ekonomi anlayışının popülizmle birleşerek benimsenmesi 1930’lu yılların en temel karakteristikleriydi. İspanya’yı Suriye’yle değiştirip büyük buhran yerine de küresel finansal kriz sonrasındaki dönemi (great recession) koyduğunuzda günümüzde olan biteni de büyük ölçüde tarif edebiliyorsunuz. 1930’ların nasıl bittiğini düşündüğünüzde de bu benzerlik insana kendini… Read More

Continue Reading

Enflasyonun düşürmek için yüksek olduğuna inanman gerekir…

Enflasyon bu sene de -TCMB neredeyse yarısını hedeflemesine rağmen- bildiğimiz gibi. Peki enflasyonu neden düşüremiyoruz? Bence çok basit bir nedeni var: Türkiye’de siyasiler, politika yapıcılar ve iş dünyasının önemli bir kesimi enflasyonun yüksek olduğunu düşünmüyor. Büyümenin coştuğu, teşviklerin su gibi aktığı bir dönemde kimse partinin bitmesine ve enflasyonu düşürmenin maliyetine razı değil. Seçimler öncesinde gelişmekte olan ülkelerde çok sık rastladığımız bir durum ve Türkiye de maalesef bir istisna değil. Enflasyonla mücadeledeki ataletin bir başka sebebi de Türkiye’de enflasyonun ekonomideki tüm dengeleri nasıl kötüleştirebileceğine dair bir hafızanın ve bilincin oluşmayışı. Oysa enflasyonun neden olduğu belirsizlik Türkiye’nin çözmesi gereken üç önemli problemin temel sebeplerinden biri. Bu problemlerden ilki yatırımların istenen düzeyde ve… Read More

Continue Reading