Siyasete boğulduğumuz son haftalarda iki önemli gelişme yaşandı. İlk olarak 15 yeni üniversite daha açılacağını öğrendik. İkinci olarak da ülkedeki üstün zekalı ve özel yetenekli çocuklara burs sağlayarak çağın gerekliliklerine uygun ve harika bir eğitim sunan TEVİTÖL’ün müfredatında değişikliğe (sıradanlaşmaya) gideceğini okuduk.

Daha önce açılanlardan hiçbir farkı olmayan, yeni bir şey önermeyen ve birçoğunun –daha önce açılanlar gibi- vasatın üstüne çıkamayacağı çok açık olan bu 15 yeni üniversitenin ne kazandıracağını anlamak için ilk önce mevcut üniversite mezunlarının durumuna bakalım. Eğitim durumuna göre işsizlik oranlarına bakıldığında Türkiye’de en yüksek işsizlik oranlarının lise ve üniversite mezunu bireyler arasında olduğunu görüyoruz. Avrupa Mesleki Eğitim Geliştirme Merkezi’nin (CEDEFOP) 2017 raporuna göre Türkiye’deki yeni üniversite mezunlarının iş bulma şansı Avrupa Birliği’ndeki yaşıtlarının yalnızca %78’i kadar. OECD Employment Outlook 2011 raporunda OECD ülkeleri çalışanlarının %25,3’ü ihtiyaç duyulandan daha yüksek bir eğitime sahipken bu oran Türkiye’de %40 ile en yüksek üçüncü rakam. Aynı rapora göre OECD ülkeleri çalışanlarının %22,2’si ihtiyaç duyulandan daha düşük bir eğitim seviyesine sahipken bu rakam Türkiye’de %3 ile OECD ülkeleri arasında en düşük değeri alıyor.  Bizden bir raporla devam edelim. T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Verimlilik Genel Müdürlüğü’nün anket çalışması işletmelerin en çok aradığı çalışan profilinin yüksek eğitimli nitelikli çalışan değil, mesleki eğitime sahip işçi ve vasıfsız işçi olduğunu gösteriyor. Şimdi bütün bu bulgulara bakıp Türkiye’nin daha fazla üniversite mezununa ihtiyacı var deyip daha öncekilerden hiçbir farkı olmayan ve bazıları büyük üniversiteleri bölerek oluşturulacak olan 15 yeni üniversite açmayı savunabilir misiniz?

Kaldı ki mevcut üniversitelerin önemli bir kısmı öğrencilerine mesleğini tanıtma ya da kariyer planı çizme konusunda bir çaba da göstermiyor. 2015 yılında yapılan bir çalışmaya göre Türkiye’de kamu üniversitelerinin %75’inde “mesleğini tanıma”, %87’sinde de “kariyerde ilerleme hizmetleri” öğrencilere sunulmuyor. Bu oranlar vakıf üniversitelerinde de çok farklı değil: sırasıyla %78 ve %70. Öğrenciye üniversite diploması verdiği sürece üniversite misyonunu tamamladığını düşünüyor. Bu ülkede üniversiteler bazen o kadar önemsizleşebiliyor ki seçim tarihi alınırken yüzbinlerce öğrencinin gireceği üniversite sınav tarihi dikkate bile alınmıyor.

Bütün bu yukarıdakileri –ilk başta ilgisiz gibi görünse de- son dönemdeki TEVİTÖL tartışmalarıyla bağlayalım. Bu yukarıdaki bilgilerin önemli bir kısmını bana üniversitemizde henüz ikinci sınıfta okuyan ve bir süredir beraber çalışma şansını bulduğum bir TEVİTÖL mezunu (Ömer Şahin) sağladı. Ben bu yazıyı yazarken Ömer de Türkiye’nin beceri uyumsuzluğu problemini nasıl çözebileceğine dair başarılı ülke örneklerini anlatmak üzere bir konferansta konuşma yapıyor. Bilgiye nasıl erişileceğinden merak etmeye kadar çağımızın olmazsa olmazlarını bu eğitim kurumunun öğrencilerine nasıl sağladığını kendisiyle çalışmalarımız sırasında hayranlıkla gözlerken TEVİTÖL’ün maddi kısıtları da gerekçe göstererek müfredatını standartlaştırmayı planladığını öğrendim. Her seferinde “eğitim şart” deyip Finlandiya ya da Singapur gibi ülkelerin eğitim sistemini incelerken ender de olsa iyi işleyen ve hepimizin gurur duyacağı bir eğitim kurumumuzu “vasatlaştırma” çabası sadece bu ülkenin yaşayabileceği tezatlardan biri galiba. Üstelik bu ilk de değil. Zaman içinde bilim insanı yetiştirme hedefiyle açılıp üniversite sınavlarına hazırlama kampüslerine dönüşen fen liselerinden zaten aşinayız bu tabloya. Lütfen kimse de bütçe kısıtından bahsetmesin. Bu ülke üç büyüklerden herhangi birinin yedek kulübesinde oturan ve forma yüzü göremeyen bir futbolcuya ödediği bonservis bedelini geleceğimizi şekillendirecek eğitim kurumlarına harcayamıyorsa hepimizin “eğitim şart” derken yüzünün kızarması gerekiyor.

Daha önce de söylediğim gibi, bu ülkenin iki basit ve büyük problemi var: Vasata duyulan hayranlık ve birbirine güvenmeme. Bu iki problemi çözmek yerine giderek arttığını görmek üzücü.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *