Problemi çözmek için önce kabul etmek gerekir.

Her ay yazdığım bir derginin Temmuz sayısında Türkiye’nin daha önce yaşamadığı türden bir ekonomik kriz riskiyle karşı karşıya olduğunu söyleyip, benzer bir durumu daha önce yaşayan Asya ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin aynı çözümleri uygulayamamasından korktuğumu belirtmiştim. Asya ülkeleri, rekabetçi döviz kurunun da etkisiyle ihracatlarını hissedilir şekilde arttırıp cari fazla vermeye başlamışlar, IMF’nin de destek olduğu programlarla, kısa dönemde sermaye kontrollerini uygulayıp uzun dönemde de yapısal reformları hayata geçirebilmişlerdi. Dış konjonktür de bu süreçte kendilerine yardımcı olmuştu. Bütün bu pozitif adımlara rağmen bu ülkelerde krizin etkileri uzunca bir süre hissedildi. 10 Ağustos itibarıyla Türkiye’ye baktığımızda ise özel sektörün döviz cinsinden yüksek borcu ya da dış politikada yaşanan olumsuzluklardan daha önemli bir problemimiz… Read More

Continue Reading