Bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanı son iki ayda biri insan hakları diğeri de ekonomi alanında olmak üzere iki reform paketi ve eylem planı açıkladı. Bir ülkede eylem planı enflasyonunun yaşanması o ülkeyi yönetenlerin harekete geçme isteksizliğinin en önemli göstergelerinden biri kuşkusuz. Bu ataleti ve eylem planı sevdasını aşağıdaki sıralamalara bakınca daha iyi anlayabiliyoruz.
Güncel IMF verilerine göre kişi başı milli geliri 15000 ABD Doları üzerinde olan 48 ülke var. Bu ülkeler arasında sadece Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bruney, Suudi Arabistan ve Bahreyn “özgür olmayan ülkeler” olarak kabul ediliyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın her seçim öncesi doğal gaz ya da petrol müjdesi vermesinin nedeni de bu: kısa yoldan ve alın teri dökmeden zengin olmanın vaadi… İşin özeti şu: doğal kaynak zengini olan ülkeleri bir kenara bırakırsanız ekonomik refah ve özgürlük arasında çok güçlü bir ilişki var. İkisinde de sınıfta kaldığımız ve bu alanlarda gerçekten reform yapmak istemediğimiz için de devamlı eylem planı duyurarak ayak sürüyoruz. Türkiye ise “özgür olmayan” ülke sıralamasında ve tüm dünyada 210 ülke arasında 151. sırada. Bizden daha az geliri olmasına rağmen Brezilya, Güney Afrika, Surinam, Moğolistan, Jamaika, Tunus, Gana ve Botsvana gibi ülkeler bizden daha “özgür” ülkeler olarak değerlendiriliyor. Yine bizden daha az geliri olmasına rağmen Bosna Hersek, Peru, Arnavutluk, Ermenistan, Endonezya, Bolivya, Ukrayna, Nijerya, Hindistan ve Senegal gibi ülkeler ise “kısmen özgür” ülke olarak geçmekte.
Burada önemli bir noktanın altını çizmek de gerekiyor. Temel hakları ve özgürlükleri tesis eden bir demokrasiyi iktisadi büyümeyi desteklediği için değil insana en çok yakışan sistem olduğu için desteklememiz gerekiyor. Bir an için demokrasinin ya da hukukun üstünlüğünün ekonomik büyümeye olumsuz katkı yaptığına dair net bulguların ortaya çıktığını düşünelim. O zaman seçimimiz ne olurdu? Daha özgür bir toplumu getirdiği iktisadi kazançlar için değil bizlere en çok yakışan sistem olduğu için desteklememiz gerektiğini düşündüğümden dolayı ben tercihimi demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana kullanırdım.
Türkiye’nin son dönemde yaşadığı erozyonu göstermeye devam edelim. Basın özgürlüğünden bahsedelim mesela. Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) verilerine göre Türkiye 50 puan ile basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 154. sırada. Verilerin puanlamasına göre basın özgürlüğünde Kuzey Kore (85 puan, 185. Sıra) seviyesine gelmemiz, Fransa (23 puan, 34. Sıra) seviyesine gelmemizden daha olası.
Hukukun üstünlüğü ile devam edelim. World Justice Project 2020 raporlarına göre Türkiye hukukun üstünlüğü anlamında 128 ülke arasında 107. sırada. 2015 yılında Türkiye tüm ülkeler arasında 80. sırada yer almaktaydı. Türkiye içinde bulunduğu Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 14 ülke arasında son sırada, orta üst gelir grubu ülkeleri içinde ise 42 ülke arasında 40. sırada yer alıyor. Bizden daha aşağıda olan iki ülke İran ve Venezuela.
Bir başka önemli konu olan Güçler Ayrılığı sıralamasında ise Türkiye 128 ülke arasında 124. sırada. Şu an ülkesinde sistematik bir soykırım yapan Çin bile bu alanda bizden daha iyi. Son reform paketlerinin olmazsa olmazı durumunda olan “şeffaflık” kriteri gözetildiğinde ise Türkiye’nin 128 ülkeden 97. Sırada. Bu endeksin altında bileşenleri arasında yer alan şikayet mekanizmalarının yokluğu, vatandaşın karar alma süreçlerine katılımı ve bilgi edinme hakkı gibi göstergelerde de en kötü ülkeler arasındayız.
Temel Haklar konusunda ise benzer şekilde Türkiye dünyanın en kötü ülkelerinden biri. Bizden daha kötü durumda olan 5 ülke Çin, İran, Mısır, Myanmar ve Venezuela. Bizim sıramız ise 128 ülke arasında 123. Temel hakların alt göstergeleri olan ayrımcılıkla mücadele ve eşit haklar konusunda bizden kötü olan tek ülke Afganistan. İfade özgürlüğü alanında 123., inanç özgürlüğü alanında ise 125. sırada yer alıyoruz. Bu göstergelerde son sıraları yine İran, Çin, Cezayir gibi ülkelerle paylaşıyoruz.
Yargı sürecine İdarenin Yaklaşımı konusunda Türkiye dünyadaki en kötü ikinci ülke. Yani Türkiye’de idare, herhangi bir alanda oluşan yargı sürecinin sonucuna beklemiyor veya kararlara saygı duymuyor. İdare hukukuna dair çok köklü bir geleneğe sahip olan ülkemizde bu veri utanç verici. Yalnızca Venezuela ve Honduras bizden daha kötü iki ülke bu alanda. Yani dünyadaki tüm ülkelerde devlet kurumlarının yargı sürecine ve hukuka saygısı varken bu ülkemizde yok.
İyi olduğumuz tek alan güvenlik ve kamu düzeni. Bu alanda bile suçun kontrol altına alınması konusunda 57. sıradayken, vatandaşları terörizm ve silahlı saldırıya koruma göstergesinde 117. sırada yer alıyoruz. Yani Türkiye’de küçük suçlar kontrol altına alınabilirken, vatandaşları silahlı çatışma ve terörizm tehlikesinde bırakma konusunda yine dünyanın en kötü ülkelerinden biriyiz.
Aslında bütün bu karşılaştırmalara sayfalar boyunca devam etmeye gerek yok. Özetle söylenebilecek şey ise şu: Son parti kapatma davasında da görüldüğü üzere, iktidar partisi ve kurduğu mevcut düzen sayesinde, Türkiye yukarıda bahsettiğimiz alanlarda sıralamasının hakkını veriyor. Üzülmek serbest ama şaşırmamak lazım…