Uzunca bir süredir Genel Başkanımızla yaptığımız il gezilerinde o ilin tanınmış iş insanlarıyla akşam yemeğinde buluşuyoruz. Yakın zamanda da sanayisiyle öne çıkan ama mühendisler başta olmak üzere nitelikli işgücünü kaybeden bir şehrimizdeydik.
Yemekte oldukça varlıklı ve başarılı bir iş insanı şu soruyu sordu: “İlimizde çocuğumu gönderebileceğim bir güzel sanatlar merkezi ya da bale okulu yok maalesef. Sizin iktidarınızda bu şehre güzel sanatlar merkezi açma sözünü veriyor musunuz?”
Dilim döndüğünce şehrin “okumuş” kesiminin şehirden ayrılmak istemesiyle iş insanımızın dile getirdiği bu problemin kaynağının aynı olduğunu anlatmaya çalıştım. Türkiye’de eskiden beri çok az sayıda sermayedarın bulundukları bölgede güzel sanatları desteklemek için bütçe ayırdığını, böyle olunca da bir şehrin “güzelleşmesinin” iktidardaki partinin insafına kaldığını anlattım. Sonra da nedense aklıma bu yazıya adını veren TPAO Batman Orkestrası geldi.
İluh’tan Batman’a bir dönüşüm hikayesi
1958 yılında Türkiye Petrolleri Germik diye bilinen bölgede büyük bir petrol sahası keşfeder. Aslında bölgede petrol çalışmaları 1930’lardan beri yapılmaktadır. Genç Cumhuriyet kalkınmanın gerçek anlamıyla yakıtı gördüğü bu ürüne çok değer vermektedir. Bu yüzden Germik’te bulunan petrol sahası, Türkiye Petrollerinin ilk bölge müdürlüğünü açmasına vesile olur. O zamanlar ismi İluh olan, Siirt’e bağlı ve sadece 13 hanesi olan bu köyde TPAO’nun bölge müdürlüğü kurulur. Bugün 630 bin nüfusu olan Batman şehrinin hikayesi de böyle başlar.
Genç Cumhuriyetin kalkınma anlayışı tek yönlü değildir. 10 yıl içerisinde 13 haneli bir köyün geniş caddeli, sosyal tesisli, spor salonlu, hastaneli, sinemalı, restoranlı, stadyumlu, müzeli kocaman bir şehre dönüşmesinin arkasında da bu çok yönlü kalkınma anlayışı yatar. 1960’ta kurulan Batman Petrolspor şimdiki belediyelerin yaptığı gibi yalnızca futbolda değil, basketbol, hentbol, voleybol, atletizm gibi alanlarda da Batmanlı çocukları ve gençleri spor ile tanıştırır. 1966 yılında Belgin Doruk ve Fikret Hakan’ın başrollerini paylaştığı “Toprağın Kanı” isimli film Batman’da çekilir ve TPAO tarafından desteklenir. Ama eğer benim gibi müziğe meraklı birisine Batman’ın bu dönüşümünde en heyecan verici şeyin ne olduğunu sorarsanız hiç düşünmeden TPAO Batman Orkestrası der.
Ha Beatles, ha TPAO Batman Orkestrası…
Petrol sahasının keşfi ve kuyuların açılmasıyla Batman bir anda o yılların çekim noktası olur. Çevre illerden işçiler, mühendisler, esnaflar şehre göç etmeye başlar. Devletin hastane, okul gibi yatırımlarıyla şehre öğretmenler, doktorlar, hemşireler gelmeye başlar. TPAO sitesi diye bilinen bölgede işçilerin, mühendislerin, memurların kalması için bahçeli güzel evler inşa edilir. Yine de Batman’ın ilk gelişim yıllarında sosyal hayat deyim yerindeyse sınırlıdır. Bu yüzden işleri biraz daha çekici hale getirmek için bir müzik grubu kurulmasına karar verilir. Grubun ilk üyeleri TPAO mühendisleridir. Ancak orkestraya talep o kadar büyük olur ki TPAO Batman Bölge Müdürlüğü, orkestrayı kadrolu hale getirir. Diğer illerdeki müzisyenlere teklifler götürülür ve sonuçta TPAO Batman Orkestrası profesyonel müzisyenler ile mühendislerden oluşan karma bir grup halini alır. Orkestranın solistliğini yapan İlhan Telli Batman’a ilk gelişini şöyle anlatır:
“Beyoğlu’nda piyanomla İngilizce ve İtalyanca şarkılar söylerken Batman’dan gelen teklifi kabul edip hiç tanımadığım bu şehrin yolunu tuttum. Anlatılır gibi değildi Batman, modern bir yerdi. Okulu, yüzme havuzları, tenis kortları olan bir şehirdi. Hatta çocuklarımıza yüzme hocaları, bale hocaları getirdik”.
TPAO Batman Orkestrasının piyanisti Tomris Özışık ise genç haline rağmen Batman’a büyük bir merakla gittiğini, gittikten sonra da tam 18 yıl Batman’da kaldığını anlatıyor:
“Orkestraya geldiğimde en geç elemandım. Geldiğimde ortam çok güzeldi, ailelerin olduğu nezih yerler vardı. Geliş de o geliş. 18 yıl kaldım Batman’da”.
TPAO Batman Orkestrası mühendisler, işçiler, memurlar için kurulan TPAO sitesinde yıllarca konserler verir, TPAO çalışanlarını eğlendirir. Bazı günler üst düzey yöneticilere konser verirken, bazı günler işçilere, bazı günler ise (özellikle yazları) herkese havuz başında eğlenceli vakitler yaşatır.
Orkestra sadece TPAO sitesiyle de sınırlı kalmaz. Düğünlerde ve özel etkinliklerde Batmanlılar için müzik yaparlar. İlk başlarda caz gibi “sofistike” müziklere yönelmelerine rağmen, sonrasında Anadolu türkülerini rock ve caz şeklinde yorumlayarak müzik açısından oldukça başarılı bir karma tür geliştirirler.
1968 yılında orkestrayı tüm Türkiye’ye tanıtan bir olay gerçekleşir. O yıllarda Hürriyet gazetesi müziğin Oscar’ı olarak bilinen “Altın Mikrofon” yarışmasını gerçekleştirmektedir. TPAO Batman Orkestrası bu yarışmaya ilk 1965 yılında katılır ve 1968’e kadar dereceye giremez. Ancak 1968 yılının Altın Mikrofonunu “Meşelidir Engin de Dağlar Meşeli” şarkısıyla kazanırlar. Orkestranın geride bıraktığı isimler arasında Erkin Koray, Moğollar, Cem Karaca, Haramiler gibi isimlerin olduğunu söylersek başarının büyüklüğü daha iyi anlaşılır. İşte bu olay TPAO Batman Orkestrasını başta Batman olmak üzere tüm ülkede bir efsane haline getirir.
Ödülü düzenleyen Hürriyet gazetesi orkestra üyelerine bir sürpriz yapar ve Türk Hava Yolları’nın küçük uçaklarından bir tanesini İstanbul’dan Batman’a dönüş için kiralar. Grup Batman Havaalanında Beatles’ın ABD’de karşılandığından daha görkemli karşılanır. 25 bin nüfuslu Batman’da 20 bine yakın fan kendi içlerinden çıkan bu grubu karşılamak için havaalanına akın eder!
Ödül sonrasında TPAO yönetimi ünleri iyice artan gruba Batman’dan gitmek isterlerse gerekli yardımı ve anlayışı göstereceğini söylese de grup üyeleri bu teklifi reddeder. Örneğin solist İlhan Telli ödülü kazandıktan sonra 14 yıl Batman’da kalıp çalışmaya devam eder.
1950’lerde 13 haneli bir köyden, tüm ülkeyi kasıp kavuracak bir müzik grubu yaratmaya geçen yol kısaca bu şekildedir. Bir bakmışsınız neoliberalizm rüzgarında arpalık denilerek itibarsızlaştırılan kamu iktisadi teşekküllerinden biri Türkiye’nin en az gelişmiş bölgelerinden birinden bir başarı hikayesi çıkarmış!
TPAO Orkestrası eşliğinde eğlenen TPAO Çalışanları “Kara Altından Altın Mikrofona” (2009) belgeselinden
Madalyonun öteki yüzü…
Bu başarı hikayesinin bir de diğer yüzü var aslında. Evet, TPAO sitesi “Paris” olarak nitelendirilen bir yerdir. Evet, Toprağın Kanı filminin çekimi için Batman’a gelen Belgin Doruk her tarafı ağaçlarla kaplı olan bu sitedeki ışıltıyı İstanbul’da bile göremediğini söyler. O yüzden de yazar Abdullah Kanat TPAO sitesini “cennetten bir ada” olarak tanımlar. Ama gel gör ki bu cennetten adanın haricinde de bir Batman mevcuttur. 1980’lerde Batman’da kaymakamlık yapan Şeyhmus Diken bu iki “farklı” şehri şöyle tanımlar:
“Batman adeta ortadan ikiye bölünmüş haldeydi. Bir yanı bahar bahçe, öbür yanı felaketti. Rafinerinin sitesi ayrı bir dünyaydı. Yeşil alanlar, orkestra marifetiyle özel geceler, bahçeli evler, okullar, geniş asfaltlı caddeler … Adeta ayrı bir dünyaydı. Siteden şehre bir üst geçidin altından gidiliyordu. Ve şehir çamur deryasıydı. İnsan düşünmeden edemiyordu. Nasıl olurdu da bulunmuş bir yer altı kaynağının yarattığı devasa zenginlik bir şehre gündelik hayatta hiçbir değer yaratmaz, katmaz. Şehir ve site böylesine birbirine nasıl yabancılaşır?”
İki temel problemimiz
Bu kısa hikaye ve yazının başında aktardığım anekdot birbiriyle ilintili iki problemimizi ortaya koyuyor. Birincisi, bu ülkede kültürel ve sanatsal faaliyetler neredeyse sadece devlet tarafından desteklenip yürütülüyor. Sermayedarlar ya estetik kaygıları fazla olmadığından ya da yaptıkları sosyal yardımlar sonucu toplumda daha fazla itibar kazanacaklarını düşündükleri için bu alana pek girmiyorlar. Somutlaştıracak olursak, mühendislerini kaybetmekten yakınan özel sektör faaliyet gösterdikleri şehri beyaz yakalılar ve daha çok da aileleri için yaşanır kılmak konusunda bir irade gösterebilse, o şehirde devlete gerek kalmadan güzel sanatlar merkezi de açılır, bale okulu da. Fazla mı Batılı geldi? O zaman şunu sorayım: mütedeyyin vatandaşlarımızın daha fazla yaşadığı zengin Anadolu şehirlerimizde o şehrin önde gelen iş dünyası tarafından açılan bir “İslam Bilimleri Müzesi” gördünüz mü? Ya da muhafazakar bir iş insanımızın Kuran-ı Kerim koleksiyonunu sergilediğine şahit oldunuz mu? İş dünyamız doğduğu ve para kazandığı şehri güzelleştirmek, sanatını ve kültürünü yaşatmak için ne yapıyor?
İkincisi, Cumhuriyetimizin ilk döneminden itibaren devlet eliyle desteklenen kültürel ve sanatsal faaliyetler sınırlı bir alanda, sınırlı kişiler arasında kalıp belirli bir zümrenin dışına ulaş(a)mamış. Kalkınmanın, yaratılan zenginliğin refah olarak tüm toplumla paylaşılmadan sağlanamayacağı çoğu zaman es geçilmiş. Çiçeği burnunda bir siyasetçi olarak son bir yılda dolaştığım 40’a yakın şehirde ilk dikkatimi çeken ve Anadolu’da siyasetin bu kadar kutuplaşmış olmasının bir sebebi de bu.
Gazeteci Arif Arslan’ın sözüyle bitirelim: “TPAO sitesi ne olursa olsun Batman için bir modeldi. Ama geliştiremedik, büyütemedik”.
Bu güzel hikayeyi daha detaylı öğrenmek için 2009 yılında Metin Avdaç’ın yönetmenliğini yaptığı “Kara Altından Altın Mikrofona” belgeselini herkesin izlemesini tavsiye ederim.
https://medium.com/media/f6d63830f03351090a0e5be6c69018f5/href