Çünkü bu ülkede bu yaşananlar karşısında hala suratımız asılıyorsa, isyan ediyorsak, bir dostun omzunda ağlıyorsak, çocuğumuzun yüzüne bakamayacak duruma gelmişsek, vicdanımızı kaybetmemişiz demektir. Utanabiliyoruz demektir. Yani hala insanız ve umut da var demektir!
Geçtiğimiz Cuma, ünlü bir iş insanı asık suratlı insanların çalışma ortamını bozmaya hakkının olmadığını, gülmeyen insanlarla çalışmak istemediğini söyledi.
Gelin bakın o Cuma ne oldu. Sabah Konya’daki Ortaçağı aratmayan vahşet görüntüleriyle uyandık. Bu ülke herkes için, ama başta kendini savunamayanlar, suçu bu topraklarda doğmak olan savunmasızlar için bir cehennem olmaya başladı. İnsana yakışır bir çözüm üretmek yerine “Onlar bize zarar vermeden biz onları öldürelim” gibi artık bu ülkede iktidarın bize yaşamın her alanında dayattığı bir anlayış türedi. Sonra o torbadan çıkan, iki gündür gözümüzün önünden gitmeyen o kedinin bakışına şahit olduk. Barınaktaki sahiplenilen hayvanların cinsi üzerinden insanların tartışmalarını izledik. En sonunda da göstermelik olsun diye tutuklanan iki yaratığın serbest bırakıldığını öğrendik.
Bakın o Cuma başka ne oldu? Toplumun çoğu zalim bir yoksulluk altında ezilirken bir din taciri çıkıp artan enflasyonla beraber içkinin, zinanın daha pahalı olduğunu, bunun da iyi bir şey olduğunu söyledi. Ar damarı çoktan beri çatlamış olduğu için geçmişteki görüntülerinden utanmadan söyledi. Bu ülkede orta büyüklükte bir Avrupa ülkesinin nüfusu kadar yoksul çocuk olduğunu bilmeden, umursamadan söyledi.
Bakın o Cuma başka ne oldu? Bir gün daha iktidarda kalmak için bu ülkeyi birbirine düşürmekten, felakete sürüklemekten zerre kadar çekinmeyen biri İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırıda kaybettiğimiz 3 yaşındaki yavrumuz üzerinden siyaset üretecek kadar düştü. Şehit edilen yavrunun kanını sandıkta bırakmayalım diyecek kadar düştü.
Bakın o Cuma başka ne oldu? 15 yaşında bir çocuğun sanayi sitesinde çalışmaktan nasır tutmuş ellerini gösterirken ağlamasına şahit olduk. Okumak istemiş ama başaramamıştı. Gözlerine yansıyan öfke ve umutsuzluk, sesindeki titreme hala utanma duygusunu kaybetmeyenleri utandırdı.
Bakın o Cuma başka ne oldu? Bu ülkede her geçen gün artan kadına şiddeti protesto etmek için en doğal hakkını kullanmak isteyen kadınların gösteri yapmaları engellendi. Devletin üst düzey görevlisinden çok iktidar partisinin neferi gibi davranan binlerce emir erinden biri kadınların en doğal hakkını engelledi.
Bunların hepsi geçen Cuma oldu. Ve maalesef geçen Cuma sıradan bir Cuma’ydı.
Yani diyeceğim o ki, bu ülkede iş insanları çalışanlarının yüzünü asık görüyorsa üzülmek yerine sevinmelidir. Kendini şanslı hissetmelidir. Çünkü bu ülkede bu yaşananlar karşısında hala suratımız asılıyorsa, isyan ediyorsak, bir dostun omzunda ağlıyorsak, çocuğumuzun yüzüne bakamayacak duruma gelmişsek, vicdanımızı kaybetmemişiz demektir. Utanabiliyoruz demektir. Yani hala insanız ve umut da var demektir! Edip Cansever’in yazdığı gibi bazen nedensiz bir çocuk ağlaması bile çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.