Eğer dünyamızın 4,5 milyarlık tarihini 365 gün gibi düşünseydik, insanoğlu yalnızca 37 dakikadır yaşıyor olurdu. Bu 37 dakikanın ise yalnızca 2 salisesinde dünyadaki doğal kaynakların üçte biri çoktan tüketmişti. Evinize gelen 37 dakikalık bir misafirin saliseler içerisinde evinizdeki tüm yiyeceklerin üçte birini tükettiğini düşünün. Maalesef insanoğlu bu kaynakları tüketmekle kalmıyor, yaşadığı çevreyi de hiç görülmemiş biçimde kirletiyor.
Yalnızca 2021 yılında, yani iki ay gibi kısa bir sürede;
- 7,3 milyar ton karbondioksit atmosfere salındı ve her saniye bu miktar artıyor,
- Dünyanın ortalama sıcaklığı 0,006 derece arttı (şu an ortalama sıcaklık 14,9 derecedir),
- 128 milyon ton buzul eridi,
- Deniz seviyesi 0,2 santimetre yükseldi,
- 222 milyon ton gıda israf oldu,
- 856 milyar plastik poşet üretildi,
- 2 milyon ton plastik atık deniz ve okyanuslara atıldı,
- Yalnızca 28 yıl içerisinde denizlerde balık miktarından çok plastik olacak,
Bu tür istatistikler çevreye verilen zararı ve geri dönülemez eşiğe ne kadar yaklaştığımızı gösteriyor. Tam da bu sebeple Avrupa Birliği 2019 yılında çevre sorunlarına karşı çözüm üretebilmek, verilen zararı azaltmak ve sürdürülebilirliği sağlamak adına Avrupa Yeşil Mutabakatını ortaya koymuştur. AB Yeşil Mutabakatı 2050 yılına kadar AB’yi net sera gazı emisyonlarının olmadığı ve ekonomik büyümenin kaynak kullanımından ayrıştırıldığı modern, kaynak açısından verimli ve rekabetçi bir ekonomiye sahip adil bir refah toplumuna dönüştürmeyi amaçlayan, yeni bir büyüme stratejisidir.
Buradaki önemli nokta çevre pahasına ekonomi — ekonomi pahasına çevre denkleminden devletleri ve kişileri kurtarmaktır. Yani adil ve kapsayıcı bir şekilde ekonomiyi ve refahı korurken aynı zamanda çevreye verilen zararın da azaltılması planlanmaktadır. AB Yeşil Mutabakatı bu geçiş için çeşitli alanlarda kullanılmak üzere önümüzdeki 10 yıllık süreçte yaklaşık 1 trilyon Euro’yu mobilize edecektir. Geçişin en önemli aşamalarından biri de Döngüsel Ekonominin başat sistem haline gelmesini sağlamaktır.
Döngüsel Ekonomi nedir?
Döngüsel Ekonomi mevcut Doğrusal Ekonomi sistemine alternatif olarak ortaya çıkmıştır ve atık oluşumunu en aza indirirken malzemeleri ve kaynakları kullanımlarının sonunda ürün döngüsüne geri döndürerek değerlerini mümkün olduğunda uzun süre korumayı hedefleyen sistemin adıdır. Döngüsel Ekonomi atık kavramını tamamen ortadan kaldırmayı, üretme ve tüketme şekillerini değiştirmeyi, ekonomi ve toplumda değerin dolaşmasını sağlayan daha sağlıklı ekosistemleri hedefleyen bir kavramdır.
Doğrusal Ekonomi (Lineer Ekonomi) şu an içinde bulunduğumuz ekonomik sisteme verilen isimdir. Bu sistemde al-yap-at mantığı işlemektedir. Yani kaynaklar topraktan alınır, bu kaynaklar kullanılarak bir ürün yapılır ve ürünün kullanım süresi veya ihtiyaç bittikten sonra da atılır. Bu sistemde geri dönüşüm bir zorunluluk değil bir farkındalık amacı taşımaktadır. Tam da bu sebepten dolayı günümüzde kullanılan ürünlerin yalnızca %8,6’sı geri dönüştürülmektedir. Daha da kötüsü bu oran 2018’de %9,1’dir. Çevreye olan zarar artmasına rağmen geri dönüşüm, doğrusal bir ekonomide tercih edilmemektedir.
Döngüsel Ekonomide ise al-yap-at mantığı yerine azalt-tekrar kullan-geri dönüştür (reduce-reuse-recycle) ilkesi hakimdir. Burada amaç kaynak tüketiminin azaltılması, ürünlerin tekrar kullanılması ve kullanımı biten ürünlerin geri dönüştürülmesidir. Yani atık kaynak haline gelmektedir.
Döngüsel Ekonominin bir diğer avantajı da doğrusal ekonomiye göre farklı bir sürdürülebilirlik anlayışı içinde olmasıdır. Doğrusal Ekonomide sürdürülebilirlikte ana mantık eko-verimliliğin sağlanmasıdır. Aynı miktarda çıktının çevreye olan etkisini zamana yayarak azaltmak amaçlanır. Döngüsel Ekonomide ise sürdürülebilirlik eko-etkinliğin artırılmasıyla olur. Yani çevreye olan etki azaltılırken, dönüştürülen kaynak aynı kalitede başka bir ürünün yapılmasında kullanılır. Buna en iyi örneklerden biri betonun kullanımıdır. Doğrusal Ekonomide bir duvarın yıkılmasıyla elde edilen beton (moloz), asfalt yüzeylerinde tekrar kullanılmak üzere geri dönüştürülür. Bu, başlangıçtaki kaynağın, asıl kullanımı sonrasında daha düşük kaliteli bir üründe kullanılmasına örnektir. Yani kaynağın değeri üretim-geri dönüşüm süreçleri sonunda düşer. Halbuki döngüsel ekonomide bu durum tamamen farklıdır. Bir duvarın yıkılmasıyla elde edilen beton (moloz) öğütülerek granül haline getirilir ve aynı veya daha güçlü bir duvarın yapılmasında tekrar kullanılır. Bu sistemde kaynaklarda değer kaybından söz etmek mümkün değildir.


Peki Döngüsel Ekonominin faydaları nelerdir? Her şeyden önce fark etmemiz gereken şey, mevcut sistemimizin, yani doğrusal ekonominin hem ekolojik hem ekonomik olarak sürdürülemez oluşudur. Çevreye verilen zarar bir yana, doğrusal ekonomi dalgalanan hammadde fiyatları, nadir bulunan kaynaklar, karşılıklı bağımlılık gibi sebeplerden dolayı ekonomik olarak da sorunlu ve maliyetli bir sistemdir. Döngüsel Ekonomi ilk başta malzemeleri ve kaynakları maksimum fayda elde edilecek şekilde yeniden kullanmak için yeni iş modelleri ve stratejileri sağlayan gelişmekte olan bir ekonomik kavramdır. Bu anlamda kaynak tasarrufu, ekonomik büyüme, istihdam artışı, talep değişimi, daha az sera gazı, doğal rezervlerin korunması gibi sosyal, ekonomik ve ekolojik faydaları bulunan bir sistemdir.
Ekonomik Büyüme Sağlar
Döngüsel Ekonominin amaçlarından bir tanesi de ekonomik büyümeyi hammadde tüketiminden ayırmaktır. Yani ekonominin büyümesi hammadde kıtlığı sebebiyle engellenmiş olmaz. Bu açıdan Döngüsel Ekonomi hammaddeye bağlı ekonomik büyümeyi/daralmayı engelleyecek potansiyele sahiptir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na göre 2050 yılında küresel ekonomide daha etkin kaynak kullanımının bir sonucu olarak yıllık 2 trilyon dolardan fazla bir fayda elde edilecektir.
Döngüsel Ekonominin ekonomik faydaları arasında el değmemiş doğal kaynakların kullanımında azalma, jeopolitik talep risklerini azaltma, çevreye olan baskıyı azaltma gibi kavramlar da bulunmaktadır. Örneğin AB 2017 yılında 1,76 milyar ton hammadde ithalatı yapmış, 5,80 milyar ton hammadde ise doğal kaynaklardan çıkarılmıştır. Halbuki bu 1 milyar tonu tekrar üretimde kullanılmak üzere geri dönüşüme sokulmaktadır. Aşağıdaki şekilde Avrupa’daki hammadde akışı görülebilmektedir. Geri dönüştürülen miktarın neredeyse 3 katı atık halinde tüketilmektedir ve bunun çok büyük bölümü havaya karışmaktadır. Bu durum haliyle hem doğal kaynakların tüketimini artırmakta hem de ithalata bağımlılığı fazlalaştırmaktadır.

Avrupa örneğinden gidersek, döngüsel ekonomik faaliyetler ve atıkların kaynak haline gelmesi, orta ömürlü ürünlerde (cep telefonu, çamaşır makinası gibi), yıllık 630 milyar dolar tasarruf sağlayacaktır. Bu anlamda bazı araştırmalar Döngüsel Ekonomiyi milyarlık iktisadi fırsat olarak tanımlarlar. Çünkü yalnızca Avrupa Birliği’nde temel döngüsel ekonomik faaliyetler uygulanırsa 340–380 milyar dolarlık tasarruflardan söz edilmektedir. Eğer daha ileri senaryolar uygulanırsa bu meblağ 520–630 milyar dolara kadar çıkmaktadır. Bu da AB toplam GSYİH’nın %3 ila %3,9’na denk gelmektedir.
2012 yılı baz kabul edilirse (=100), AB için döngüsel ekonomik faaliyetlerin uygulanması 2030 yılında;
- Harcanabilir gelirin yılında %18 artmasına,
- GSYİH yılında %11 artmasına,
- Karbon emisyonlarında yılında %48 azalışa,
- Birincil kaynakların kullanımında ise %32 azalışa neden olacaktır.

Döngüsel Ekonomiden en çok fayda sağlayacak sektörler ise başta otomotiv, makine, mobilya ve iletişim sektörüleridir. Hızlı Tüketim Ürünlerine göz attığımızda ise, küresel anlamda 700 milyar dolarlık bir tasarruftan söz etmek mümkündür. Bu alanda da döngüsel ekonomiden en çok fayda sağlayacak sektörler paketlenmiş gıda, giyim, içecek, taze gıda olarak belirlenmiştir.
Haliyle şirketler için döngüsel ekonominin yaratacağı fırsatlara baktığımızda ilk sırada kar fırsatlarını görebiliriz. Örneğin cep telefonunun üretim maliyetlerinin %50 kadar azalması mümkündür. Öte yandan arz güvenliğinin sağlanması ve volatilitenin azalması da şirketlerin gelecek planlarını yaparken daha güvenli davranmalarına yol açacaktır. Döngüsel ekonomi doğası gereği yeni hizmetlere ihtiyaç duyacaktır. Örneğin tersine lojistik şirketleri gibi şirketler bu sistemde ortaya çıkmaya başlayacaktır. Yeni sektörlerin ortaya çıkması bazı şirketler için fırsatlar yaratacaktır. Son olarak döngüsel çözümler müşterileriyle yenilikçi ve yaratıcı şekilde iletişime geçmek isteyen şirketler için yeni yollar sunacaktır. Kiralama vb. gibi yeni iş modelleri müşteri-şirket arasında uzun dönemli ilişkiler kurulmasına yol açacaktır. Bu durum hem müşteri etkileşimini artıracak hem de müşterilerin kullandıkları ürünleri üreten firmalara sadakatlerinin artmasına neden olacaktır.
Tüm bunlara ek olarak yeni Döngüsel Ekonomik faaliyetlerin kullanımı, yeni makinelerin üretimi, süreç yönetimi vb. gibi nedenler, Döngüsel Ekonominin istihdamı da artıracağını göstermektedir.
İstihdam Yaratır
Döngüsel Ekonomide işgücü ham maddeden daha değerli görülmektedir. Çünkü bu sistemde istihdam, emek-yoğun geri dönüşüm ve yüksek kaliteli tamir işlerine, lojistiğe, inovasyona ve hizmet ekonomisine dayanmaktadır. Artan döngüsel faaliyetlerin ilk başta giriş seviyesindeki ve yarı-vasıflı işlerde istihdam yaratacağı öngörülmektedir. Yalnızca Hollanda’da döngüsel ekonominin %1,4 oranında GSYİH katkı yapacağı ve bunun yaklaşık 54.000 yeni işe katkıda bulunacağı öngörülmüştür. Benzer bir oranı Türkiye’ye uyguladığımızda ise yaklaşık 385 bin yeni işten söz etmek mümkündür. Üstelik yaratılan istihdamı %60 kadın, %40 erkek olarak ayırdığımızda da Türkiye’deki kadın istihdamını 1,5 puan kadar artırmak söz konusudur.
Sera Gazı Salınımını Azaltır
Döngüsel ekonominin prensipleri takip edilerek, sera gazı emisyonları küresel ölçekte otomatik olarak azaltılır. İklim değişikliği ve malzeme kullanımı birbirleriyle yakından ilişkilidir. Circle Economy hesaplamalarına göre, küresel sera gazı emisyonlarının % 62‘si (arazi kullanımı ve ormancılıktan olanlar hariç) toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerin imalatı için hammadde çıkarımı, işleme ve üretimden kaynaklanmaktadır. Ürün ve hizmetlerin tedarik ve kullanımında sadece % 38 emisyon salınmaktadır. Örneğin, döngüsel ekonominin Avrupa Birliği’nde bir norm haline gelmesi durumunda sanayiden kaynaklanan emisyonların 2050’de %56 düşeceği hesaplanmaktadır. Küresel ölçekteki emisyon hesaplamalarındaki azalma daha da büyük olacaktır, çünkü Avrupa Birliği artık Birlik dışındaki ülkelerden birincil hammadde ithal etmeyeceği için bu ülkelerdeki sera gazı emisyonları da azalacaktır.
Dört Öneri
Döngüsel Ekonomi esnek, dağıtılmış, farklı ve kapsayıcı bir ekonomik model aracılığı ile daha iyi büyüme ve kalkınma fırsatları sunar. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik gibi küresel zorlukların temel nedenlerini ele alarak hiçbir şeyin atık haline gelmediği yenileyici bir ekonomi yaratır. Sektörler döngüsel ekonomiye geçişlere başladıkça, hükümetler de ulusal bazda ve sektör bazında bazı stratejiler geliştirmek zorundadırlar. Bu stratejileri geliştirmek için 4 temel öneriyi dikkate almakta yarar vardır.
- Ülkeler pandemi sonrasında ekonomilerini yeniden harekete geçirirken, döngüsel ekonomiye geçiş her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır.
- Döngüsel Ekonomi BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin gerçekleştirilmesi için sağlam bir çözüm çerçevesi sunmaktadır.
- Günümüzde politika yapıcılar küresel ekonomik durumdan kaynaklı, döngüsel ekonomiye geçişin daha az maliyetli olması için kaçırılmaması gereken bir fırsata sahiptir.
- Döngüsel Ekonomiye geçişte sektörler arası koordinasyonu sağlamak için kapsamlı politika çerçeveleri oluşturulmalıdır.
Türkiye’nin Döngüsel Ekonomideki hedef ve amaçlarının da bu öneriler doğrultusunda şekillenmesi gerekmektedir. Döngüsel ekonomi tüm yaşam döngüleri boyunca, tüm kaynakların ve ürünlerin verimli kullanımı, yenilenebilir kaynakların kullanılması, atıkların değerlendirilmesi, değer kaybının önlenmesi, ürün ve kaynakların sistem içinde mümkün olduğunca uzun süre etkin olarak kalması ve işlevsel olması demektir. Böylece depolamaya ya da yakmaya giden atıklar ve buna bağlı olarak doğadan yenilenebilir olmayan orijinal hammadde temini minimize edilmiş olacaktır.
Döngüsel ekonomi ile ilgili politika ve mevzuata bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye için öncelikli olarak 1983 yılında yayınlanan Çevre Kanunu’nu dikkate almak gerekmektedir. Çevre Kanunu, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma prensipleri doğrultusunda çevrenin korunmasını amaçlamaktadır. Kanun, temiz teknolojilerin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, atık azaltım ve geri kazanım uygulamalarının altını çizmektedir. Çevre Kanunu ışığında ve Türkiye’nin AB uyum sürecinin katkılarıyla, çevre mevzuatımız kaynak verimliliği, sürdürülebilir üretim, sıfır atık ve yaşam döngüsü yaklaşımı gibi kavramlarla sürekli gelişmektedir. Döngüsel ekonominin gelişimindeki kritik konulardan biri de enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynak kullanımıdır ve bu alandaki mevzuat ve politikalar da süreci doğrudan etkilemektedir.
Hem ekonomimiz açısından hem de çevremiz açısından Türkiye’de Döngüsel Ekonomik faaliyetlerin uygulanması giderek elzem hale gelmektedir. Her ne kadar Döngüsel Ekonomi başlı başına tüm sorunlarımızın çözümü olmasa da büyüme, kalkınma, istihdam, çevre kirliliği gibi başlıca sorunlarımızın çözümünde büyük bir paya sahip olacaktır.