İl gezilerine devam ediyoruz. Bir sonraki durağımız Selçuklu coğrafyasının en fazla göç veren illerinden biri Yozgat. İl Başkanımızın da söylediği gibi bütün gelişmişlik sıralamalarında plaka numarasıyla özdeşlemiş bir şehirden bahsediyoruz.
Yozgat’ın merkezinde bizi olağanüstü güzel mimarisiyle Yozgat Lisesi karşılıyor: 1895 yılında 2. Abdülhamid zamanında yapılmış ve birçok ünlü ismin okuduğu bir lise. Yozgat Lisesi’nin hemen yanında her türlü estetik kaygıdan uzak bir mimariye sahip ortaokulu görünce Türkiye’nin en büyük problemlerinden birini hatırlıyorsunuz: Vasatlık… Bu ülkenin vatandaşlarından vasata razı gelmeleri, sıradanlığı kabullenmeleri bekleniyor.
Press enter or click to view image in full size

Yozgat da birçok Anadolu ilimiz gibi tarım ve tarıma dayalı sanayiyle büyüyüp kalkınabilecek bir şehir. Gelin görün ki AKP iktidarı tarımı ve sanayiyi bitirmek için elinden ne gelirse yapmış. Bunu görmek için Ziraat Odası Başkanı’yla yarım saatlik bir görüşme yapmak ve TÜİK istatistiklerine göz atmak yeter de artar bile. Yozgat son yirmi yılda tarım arazilerinin dörtte birini kaybetmiş, Zonguldak ve Sinop’taki tarım arazilerinin toplamı kadar bir alanı da nadasa bırakmak zorunda kalmış. Çiftçiyi topraktan soğutmak için ne gerekiyorsa yapılmış. Bunlardan biri de yanlış teşvik sistemi. Ziraat Odası Başkanı’nın tabiriyle “Beyoğlu’ndaki sarrafa, Ankara’daki tuhafiyeciye verilen çiftçi desteği Yozgat’ta toprakla uğraşan çiftçiden esirgeniyor.” Devamlı ve daha yüksek faizlerle borçlandırılan çiftçilerin de çoğu toprağa küsmüş durumda ne yazık ki.
Tarımın problemi sadece bitkisel üretim ile de bitmiyor. Hayvansal üretimin bitmesi için de ne gerekiyorsa yapılmış. Çarpıcı iki örnek vereyim. Et Balık Kurumu’nun atıl durumdaki süt entegre tesisini işletmek ve Yozgat’ta üretilen sütü Et Balık Kurumu markasıyla satmak için Yozgat’ın ileri gelen sivil toplum kuruluşları (Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası vb.) bir proje hazırlayıp dönemin Yozgatlı bakanına sunmuşlar. Projeleri nazikçe reddedilmiş. Süt entegre tesisi ise hala atıl! Yine benzer şekilde Yozgat’ta hayvansal üretimi desteklemek ve niteliğini arttırmak için önerilen Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi projesi de hiç gündeme gelmemiş.
Press enter or click to view image in full size

Bitmedi. 1973 yılında Yozgat’taki bitkisel üretimi değerlendirmek üzere kurulan ve kent ekonomisine büyük katkı sağlayan Bira Fabrikası da meyve suyu tesisi yapılma vaadiyle kaldırılmış! Dikkatinizi çekerim: zamanında bu fabrikada üretilen bira İngiltere’de yapılan bir yarışmada Çeklerin birasından sonra ikinci olmuş. Sonuç: 2004 yılına kadar kar eden bu fabrika özelleştirilmiş. Fabrikayı alan kişi ödediği paranın kat be katını tesisi hurda şeklinde satarak kazanmış. Fabrikanın yerine de konut ve tabii ki AVM yapılmış. Tanıdık bir Türkiye hikayesi!
Esnafın durumu da çiftçiden daha iyi değil. Yaşlanan, giderek daha fazla göç veren şehirde tersi de beklenmez zaten. Muhalefet ya da iktidar partisine yakınlığına bakılmaksızın bütün esnafın şikayeti aynı: Ulusal market zincirleri. Yani üç harfliler! Esnaf Odası Başkanı’nın ise haklı bir şikayeti daha var: Açık oylama ile yapılan esnaf ve sanatkarlar kredi kefalet kooperatifi seçimleri. İktidar partisinin desteklediği adaya oy vermediği açık oylamayla belli edilen esnafın krediye ulaşmasının neredeyse imkansız olduğundan bahsediyorlar. Düşük faizli kefalet kredisine ulaşamayan esnaf da mecburen faizlerin çok yüksek olduğu bankalardan kredi çekmek zorunda kalıyor. Bankalarımız da dünyada Arjantin’den sonra en yüksek faizi uygulayan ülke olmamızın gereğini yerine getiriyorlar.
En büyük problem ise başka şehirlerde olduğu gibi maalesef gençlerde. Buradaki gençlerin dili yaşlanmış. Beraber çay içtiğimiz gençlerde bu ümitsizliği, bıkkınlığı ilk dakikadan itibaren görüyorsunuz. Dağ gibi çocuk, AKP ve MHP’li tanıdıklarından iş isterken “açım, anlamıyor musun?” demeyi kendine yediremediğini söylüyor. Burada iş bulmanın neredeyse tek formülü iktidar ortaklarının (Vatan Partisi hariç) şehirdeki temsilcileriyle iyi ilişkiler kurmak. Gel gör ki, bu kadar fazla işsiz insan varken bu formül de artık çok işlemiyor. Eskiden tarım ve sanayi buranın insanına kısıtlı da olsa istihdam sağlarken artık aç kalmamanın yolu devlette iş bulmaktan geçiyor. Kamunun istihdam içindeki payının son beş yılda bu kadar fazla artmasının temel nedeni bu. Şehirdeki birçok insanın muhalefet partilerine gönül vermesine rağmen parti binasından içeri girmekte tereddüt etmesi de bu yüzden şaşırtıcı değil. Bir parti üyemiz çocuğunun devlet memurluğu için mülakata gireceğini, bu yüzden de teşkilat toplantısına geldiğini eşinden ve çocuğundan sakladığını söylüyor. Peki devletin daha fazla istihdam sağlaması kamu hizmetlerini iyileştirmiş mi? İyileştirmemiş! Bütün Türkiye’nin gündeminde olan şehir hastanelerinden bir örnek vereyim. Yozgat’ta büyük bir şehir hastanesi kurulmuş ama birçok alanda sizi başka kentlere yönlendirmeye devam ediyorlar. Yani bina şahane, kamu hizmeti bahane.
Sağlık hizmetini dev binalar yapmakla eş değer tutan bu zihniyeti Yozgat’tan binlerce kilometre uzakta, Boston’da, dünyaca ünlü bir bilim insanımızdan dinlemiştim. Dönemin Sağlık Bakanı MIT’deki Koch Kanser Araştırmaları Enstitüsü’nü ziyaret ettiğinde bilimsel çalışmaların yapıldığı binaya bakıp “Biz bunun gibi bir binayı bir yılda bitiririz” demiş. Bilim insanımız da “Aslında altı ayda bile bitirirsiniz” diye cevap vermiş. Bilimi, kamu hizmetini betona yatırımdan ibaret gördükten sonra her şey kolay görünüyor anlayacağınız!
En üzücüsünü ise sona sakladım. Yozgatlı bir gencimiz şehirdeki en büyük kariyer imkanının üç harfli ulusal market zincirlerinde kasiyer olarak çalışmak olduğunu söyledi. Bir kez daha bu iktidar partisinin gençlerden hayal kurmamasını, tam tersine vasata razı gelmesini beklediğini üzülerek gördüm. Yani mimarisinden tutun gençlerin hayal kurmasına izin verilmemesine kadar hayatın her alanında AKP iktidarının getirdiği vasatlığın bir tahakkümü var Yozgat’ta.