Bu hafta engelliler haftası. Kendilerini saygıyla selamlıyorum. Engelli bireylerimiz bizden vicdan ya da şefkat değil, insana yakışan işleri onlara sağlamamızı bekliyor. Bu konuda ülkemizdeki durumu, uygulanabilecek istihdam modellerini ve diğer politika önerilerini yazdım. Önümüzdeki üç gün bu değerlendirme ve önerilerimi paylaşacağım.
Türkiye’de İstihdam Açısından Engellilerin Durumu: Türkiye‘de engelli istihdamı için hem sivil toplum alanında hem kamuda çeşitli çalışmalar olsa da engelli istihdamının gelişmiş ülkeler seviyesinin çok gerisinde olduğunu görüyoruz. OECD ülkelerinde engelli nüfusun istihdam oranı %44, işsizlik oranı %14 civarında iken istihdam edilen engellilerin %22’si de yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Bu oranların doğal bir sonucu olarak da Avrupa Birliği’nde engelli bireylerin yalnızca %29’u yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık riski altında. Türkiye’de ise yoksulluk ve sosyal dışlanmışlık riski oranı maalesef %77. OECD ülkelerinde engelli bireylerin istihdamı için ayrılan kamu yardımları GSYİH’nın ortalama %2’sini oluştururken bu oran Norveç, Hollanda gibi ülkelerde %4–5’lere kadar çıkıyor. Türkiye ise milli gelirinin yalnızca %0,1’ini engelli bireylerin istihdamına ayırmayı uygun görmüş. Avrupa’da engelli bireyler için yapılan harcamaların %95’i doğrudan yardıma giderken birçok ülke bu miktarın en az %10’luk bölümünü istihdama kazandırma programlarına ayırıyor. Türkiye’de kamu harcamalarında son dönemde iyice belirginleşen şeffaflık kaybı bu alanda da kendini gösteriyor: Türkiye’de engelli bireylerin istihdama kazandırılması ile ilgili yapılan harcamalar hakkında net bir veri yok. Doğrudan yardımların ihtiyaç sahiplerine adil bir şekilde dağıtımı konusunda da soru işaretleri fazlasıyla mevcut.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Türkiye’de işgücü piyasasında kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik maalesef engelli bireyler için de geçerli. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Aralık 2020 raporuna göre ülkemizde en az bir engeli olan nüfusun iş gücüne katılım oranı erkeklerde %35,4, kadınlarda %12,5 toplamda ise %22,1 olarak belirtilmiş. Engelli bireylerin istihdama kazandırılması konusuna bu kadar az kaynak ayıran bir ülkeden daha fazlasını beklemek de naiflik olur.
Tabii bir de pandemi döneminden bahsetmek lazım. Uygulanan kötü politikaların da etkisiyle dezavantajlı grupları çok daha olumsuz etkileyen pandeminin engelli bireylerin istihdamı üzerinde de negatif bir etkisi var. Engelli kotası ve açık kontenjanda belirgin bir değişiklik olmamasına rağmen toplam engelli çalışan sayısı 2019 yılında 127.707 iken, 2020 yılında 108.042’ye düşmüş. Yani geçen 12 aylık sürede yaklaşık 20 bin engelli kişi ya işten çıkartılmış ya da ayrılmış. Kamuda çalışan engelli sayısında gözle görülür bir fark olmazken (yalnızca 600 kişilik bir azalma var) özel sektörde 19 bin engelli çalışan işsiz kalmış. 2020 yılında E-KPSS’ye 85 bin engelli kişi girmesine rağmen memuriyete yerleşen kişi sayısı ise 1961 ile sınırlı kalmış. Türkiye’deki engelli sayısının 1,5 milyon civarı olduğu düşünüldüğünde bu oran tabii ki çok düşük.

Özetle, Türkiye’de engelli vatandaşlarımız, düşük istihdam oranlarının da etkisiyle giderek artan bir dışlanmışlık riskiyle karşı karşıya. Engelli istihdamında son dönemde gördüğümüz düşüşün neredeyse tamamı da özel sektörün engelli bireyleri istihdam etmek istememesinden kaynaklanmakta. Bu iki tespiti yaptıktan sonra çözümü nerede aramamız gerektiği de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Türkiye, engelli bireylere kamuda sınırlı istihdam ya da nakdi yardımlar yerine özel sektörde engelli istihdamını arttıracak ve engelli bireylerin dışlanmışlık riskini düşürecek politikalara ağırlık vermek zorunda. Bu açıdan destekli istihdam modeli Türkiye’nin iyi bir şekilde uygulaması gereken alternatif bir model olarak ön plana çıkıyor. Bir sonraki yazımızda bu modelin ayrıntılarına detaylarıyla değineceğim.