Yeni ekonomi modelini en iyi anlatan kare: Desteksiz özgüven, zayıf teknik altyapı, tarifsiz (!) beden dili ve kırmızı topla vuruş yapacak boyutta bir kural tanımazlık.
Adına yeni ekonomi modeli denen bu şeyi kanımca en iyi anlatan kare Sayın Erdoğan’ın 2002 yılında bilardo oynarken çekilmiş fotoğrafıdır. Desteksiz özgüven, zayıf teknik altyapı, tarifsiz (!) beden dili, olan biteni hayranlıkla seyreden seyirci kitlesi ve tabii ki de kırmızı topla vuruş yapacak boyutta kural tanımazlık. Bu yazıda herkesin üzerinde yorum yaptığı yeni ekonomi modelinin bir kısmını üstteki fotoğrafın hissettirdiği duygular üzerinden değerlendirmeye çalıştım.
Özgüven: Cehalet genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur![i]
Uzun bir dönemdir, başta Sayın Erdoğan olmak üzere ekonomiye yön verenlerin davranışlarını iktisadi akıl çerçevesinde yorumlamanın yanlış olduğunu düşünenlerdenim. Ekonomi yönetiminin neredeyse tamamına sirayet etmiş desteksiz özgüveni, psikoloji alanından referans vererek açıklamaya çalışmak daha doğru.
Dunning-Kruger Sendromu kısaca cahil insanların bir konunun uzmanı olmak için ne kadarlık bir bilgiye sahip olmaları gerektiğini bilmedikleri için kendi yeteneklerini abarttığını öne sürer. İşte bu sendromun işaret ettiği cehaletten doğan sarsılmaz özgüveni ekonomi yönetiminin neredeyse tamamında görmek mümkün. İki önceki Hazine ve Maliye Bakanı’nı hatırlayın: Terlemese ve 128 milyar Dolar skandalı kendisini ele vermese, iş dünyamızın da dolduruşuyla bir özgüven abidesiydi. Nüktedan bir Anadolu şivesiyle yaptığı Dolar yorumu da Doların geldiği seviye de hafızalarımızda. Şimdiki TCMB Başkanı’nın CDS primini Brezilya’daki yüksek korunaklı binalarla ilişkilendirirken takındığı rahat tavrı düşünün. Sonra da Nebati’nin açıklamalarını hatırlayın. Bu yeni modele güven duymamız için gözlerine bakmamızın yeterli olacağını düşünecek kadar yüksek bir özgüvenin sizce kaynağı nedir? Tabii ki cehalet. ABD Merkez Bankası’nın beş aile tarafından yönetildiğini söyleyecek bir rahatlığı cehaletten başka ne sağlayabilir ki? Einstein’ın dediği gibi: “Cehalet ne güzel şey, her şeyi biliyorsun!”
Hal böyle olunca da yukarıda bahsettiğim ekonomi cahilleri büyük bir özgüvenle kırk yıl öncesinin küresel şartlarında, emeğin çok ucuz olduğu ülkelerde diğer birçok politikayla beraber ve uzun dönemli uygulandığında başarılı olan bir modelin işine gelen kısmını alıp kurtuluş reçetesi diye sunabiliyorlar. Kuşkusuz faiz inadı yüzünden Sayın Erdoğan’ın neden olduğu tahribata teorik zemin hazırlama isteği de var. Ne olursa olsun, daha üç ay önce ekonominin “temel strateji belgesi” niteliğindeki orta vadeli programda hiçbir ipucuna rastlamadığınız bu modeli ortaya atan söz konusu ekonomi yönetiminin modeli eleştirenler kadar detaylı düşünmediği açık. Yine aynı ekonomi yönetimi, işler istedikleri gibi gitmeyince 1970’lerde uygulanıp sonra başımıza bela olan dövize çevrilebilir mevduat sisteminin bir benzeri olan kur korumalı mevduat sistemini de Sayın Erdoğan’ın dehası ve şapkadan tavşan çıkarması olarak aynı özgüven ve hevesle önümüze koyabiliyor. 2022 yılı tavşanı şapkanın içine nasıl geri koyacağımızı düşünerek geçecek, orası ayrı…
Zayıf bir teknik altyapı: Yetersizlik artı yetersizlik, beceriksizliğe eşittir…[ii]
Bu modelin de kısa ömürlü olacağı kesin gibi. Nedeni çok basit: Çok zayıf insan kaynağı ve kıt ekonomi bilgisi. Sadece birkaç örnek vererek derdimizi anlatalım.
Atılan adımlardan ekonomi yönetiminin kafasında faizleri düşürüp döviz kurunda kontrollü bir değer kaybı oluşturmak ve TÜFE bazlı reel kuru 60 civarında bir seviyede tutmak gibi bir hedef olduğu anlaşılıyor. Fakat o da ne? 4 Ocak’ta açıklanan reel kur 47.82 ile 1994’ten beri en dip seviyesine inmiş durumda. Sebebi çok basit: Ekonomiyi yönetenler kur-enflasyon sarmalını ya anlamıyorlar ya da bu sarmalın etkisini küçümsüyorlar. Bunun için de çığ gibi artan enflasyonu ve bozulan beklentileri görmezden gelip politika faizlerini indirdiğinde Doların 18 TL’ye dayanmasına şaşırıyorlar. Tabii biz de hep beraber şaşırmalarına şaşırıyoruz. Döviz kurlarındaki bu -kendi deyimleriyle fiktif- artışın sebebinin sadece kendi kendini besleyen beklentiler olduğunu düşündükleri için de kur korumalı mevduat sistemi gibi saatli bombayı ekonominin orta yerine bırakmakta sakınca görmüyorlar. Enflasyonla mücadeleyi de en iyi bildikleri şekilde, yani polisiye ve palyatif tedbirlerle, götürmeyi düşünüyorlar.
Çok yazıldı çizildi ama bir kez daha vurgulamakta fayda var. Bu modelin bırakın başarılı olması, 2022’nin ortasını görebilmesi için bile enflasyon beklentilerinin iyi yönetilmesi gerekiyor. Enflasyon-devalüasyon sarmalı göz ardı edilip enflasyon beklentilerini iyileştirmek için akıl yerine Nebati’nin gözleri referans alınırsa, ortaya çok büyük bir fatura çıkar. Ayrıca bu modeli devam ettirmek için döviz kurunu 13–14 arasında tutmaya çalışmak, hızlı bir rezerv kaybına, artan dış finansman maliyetine ve dış borcun çevrilmesiyle ilgili kaygıların artmasına yol açar. En nihayetinde de döviz kurunu tutmak mümkün olmadığında kur korumalı mevduat sisteminin getireceği parasallaşma hepimizi yerden yere vuracak bir “kusursuz fırtınayı” oluşturabilir.
Üstelik bu zayıf teknik altyapının getirdiği kontrol kaybını sadece enflasyon-devalüasyon ekseninde tanımlamamak lazım. Bu kontrol kaybının özellikle bankacılık sektörü için taşıdığı riskler de büyük. Döviz kurunun artması, kamu ve özel bankaların sermaye yeterlilik rasyolarını olumsuz etkileyeceği gibi bankalara hücumu (bank-run) da tetikleyebilir. Hatırlayanlar olacaktır: Bu tür bir bankaya hücumun kıyısından bir önceki TCMB Başkanı döneminde 13–17 Aralık 2020 tarihlerinde dönmüştük.
Kural Tanımazlık: Tek bir kural vardı, o da kuralsızlık![iii]
Yazının en kolay yazdığım kısmı burası çünkü ekonomi yönetiminin kural tanımazlığıyla ilgili her daim birçok güncel örnek bulabiliyorsunuz. Prensiplerin, kuralların ve uzun dönemli itibarın kısa dönemli çıkarlara kolayca feda edildiği bir dönemi yaşıyoruz. İşte size 20 Aralık gecesinde Nebati’nin veciz ifadesiyle “Lan ne oluyor?” sorusunun hakkını veren VİOP vurgunu. Duymayanlar için özetleyelim: O gece 1 Dolar karşılığı 10.03 TL ve altından geçen 1505 kontrat, 3.65 TL tabanından geçen 477 kontrat yazıldı. Her bir kontratın değerinin 1000 Dolar olduğunu düşünüp kaldıracın da 10 olduğunu varsayarsak, yapılan piyasa manipülasyonunun ve dolayısıyla suçun boyutunu anlayabiliriz.
TCMB’nin Hazine’ye temettü geliri aktarmak için 2021’in son günü herhangi bir açıklama yapmaya bile gerek duymadan 70 milyar TL’lik zarardan 60 milyar TL’lik kâra geçmesini de uzun uzun yazabiliriz. Daha sonra da kur korumalı mevduat sisteminde Hazine’nin kur farkından doğan miktarı bankalara nasıl ödeyeceği ile ilgili prosedürün halen netleşmemesinden, Eximbank’ın döviz tevdiat hesabını bozdurmayan ihracatçıları kredi vermemekle tehdit etmesinden, sanayicinin üretim sürecindeki ithalat gereksinimini dikkate almadan ihracat gelirinin yüzde 25’inin TCMB’ye aktarılmasının zorunlu kılınmasından bahsedebiliriz. Nebati’nin kardeşinin TCMB’nin faiz kararını karar açıklanmadan önce canlı yayında eleştirmesini hatırlayabiliriz. TCMB içindeki İPPA (İnsansız Para Politikası Aracı) uygulaması söylentilerine kulak verebiliriz. Son olarak TCMB’de yapılan rezillikleri örtmek için TCMB’nin denetim raporlarına getirilen sansürü ve TCMB müfettişlerinin dokunulmazlığı ve bağımsızlığına yönelik olarak birim yönetmeliğinin değiştirilmesini duyurabiliriz. Dikkatinizi çekerim: Bütün bu kural tanımazlıklar son bir ay içinde ve TCMB etrafında oldu. Gerisini siz düşünün.
Sonuç: Çuha yırtılsa da yenisi alınır
Sayın Erdoğan’ın beden dilini ve izleyenlerin de hayranlıkla olan biteni nasıl seyrettiğini yazmaya çok gerek yok. Fotoğraf bu konuda yeterince fikir sunuyor zaten. Demek istediğim kısaca şu: Bilgisizliğin beslediği bir özgüven, denetlenmeyen bir güçle birleştiğinde ortaya bu yaşadıklarımızın dışında bir şey çıkması şaşırtıcı olurdu. Topa nasıl vurulacağı konusunda kimseden ders alma ihtiyacı hissetmezseniz, oyunun kurallarını size hatırlatan birileri yoksa ve her yaptığınızı alkışlamaya hazır bir kitle varsa, işinize geldiği gibi kuralları ihlal edip en yakındaki kırmızı topa vurabilirsiniz. Vuruş tekniğinize aldırmadan imkânsızı denediğinizde çuha yırtılsa bile ne gam! Yan masadaki Amerikan bilardosuna geçip siyah topa vurarak şova kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.
[i] Charles Darwin
[ii] Laurence J. Peter
[iii] Khaled Hosseini