Bu hafta daha fazla kadınımızın insana yakışır işlerde ve koşullarda çalışabilmeleri için atılabilecek politika adımlarını yazacağız. Mutlaka yazmayı unuttuğumuz politika adımları ya da eksik bıraktığımız alanlar vardır. Onları da sizlerin değerli geri görüşleriyle tamamlamayı bekliyoruz.
Ülkemizde kadınlar devletin ve şirketlerin çocuk bakım desteğinin yetersizliğinden şikayetçi, haklılar da. Özellikle çocuk bakımı ve okul öncesi eğitim söz konusu olduğunda kadınlar güvenebilecekleri bir yer bulamadıkları gibi, devletten veya şirketlerinden yeterli destek de alamamaktadır. Bu durum kadınları; aileleri (çocuklar veya yaşlılar) ve kariyerleri arasında bir tercih yapmaya zorlamaktadır. Bu sorunu çözebilmek için yapılması gereken ilk şey evrensel kreş desteklerinin ve okul öncesi hizmetlerin zenginleştirilmesidir. Hem yerel yönetimlere hem de devlete bu zenginleşmeyi sağlayacak sorumluluklar düşmektedir. Örneğin; yerel yönetimlerin kreş yapımı ve hizmetleri ya da devletin kadınlara veya firmalara belirli oranda bakım desteği sunması gibi politikalar ele alınabilir.
Avrupa ülkelerine bakıldığında Evrensel Kreş Hizmetlerinin ve Okul Öncesi Eğitim olanaklarının arttırılmasıyla kadınların iş becerilerini geliştirme ve daha fazla annenin çalışma şansı yakaladığı görülmektedir. Bununla birlikte kreş hizmetlerinin kalitesinin, erişilebilirliğinin ve bu konuda esnekliğin artması hem daha sağlıklı ve iyi eğitimli çocuklara hem de daha üretken kadın çalışanlara olanak sağlamıştır. Özellikle okul öncesi dönemde sağlanan kaliteli kreş hizmetleri annelerin iş-ev arasındaki dengeyi kurmalarına da yardımcı olmuştur. Burada özen gösterilmesi gereken konu yapılan desteklerin hizmetlerde “kalitesiz bir kalabalıklaşmaya” yol açmamasının sağlanmasıdır. Özellikle kayıt dışı kreşlerden ve yalnızca mevzuata uymak için açılan kalitesiz okul öncesi eğitim kurumlarından kaçınmak gerekmektedir.
Bakım ekonomisinin avantajı kendi sektörü içinde de kadın istihdamını artırmasıdır. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) çalışmasına göre ülkeler milli gelirlerinin %2’si oranında bakım ekonomisine yatırım yaparlarsa aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi ciddi yeni iş imkanlarından söz etmek mümkündür.

Güncel bir araştırmaya göre Türkiye’de yalnızca okul öncesi eğitim ve bakım hizmetleri sektörüne yapılan harcamaların OECD ortalamasına çıkmasıyla 720 bin yeni iş yaratılıp bu işlerin %73’ünde kadınlar istihdam edilebilir. Bu durum göreli yoksulluğu da %1,5 oranında azaltabilir. Üstelik yapılan yatırımların yaratacağı inşaat sektörü istihdamı ile yeni iş sayısı 1 milyona kadar çıkmaktadır. Bu da yalnızca 20,7 milyar liralık bir yatırımla mümkündür. 2019 yılında Türkiye’de devlet eliyle yapılan sosyal yardımların toplam miktarı 62,1 milyar TL olduğu düşünüldüğünde bu miktarın yalnızca üçte biri ile 1 milyon yeni kişiye iş imkânı sunmanın mümkün olduğu görülmektedir.
Bakım ekonomisi özellikle firmalar tarafından maliyetli bir iş olarak görülmektedir. Halbuki gerçekte firmalar yetersiz bakım imkanlarından dolayı daha çok zarara uğramaktadır. Örneğin çoğu çalışanı kadın olan bir tarım işletmesi, annelik izni, emziren anneler için günde 1,5 saatlik izin gibi imkanları çalışanlarına sunmaktadır. Ancak şirket çocuk/yaşlı bakımı için bir başka şirket ile anlaşmanın çok maliyetli olduğunu düşünmektedir. Bu eksiklikten dolayı 2017 yılında 91 bin kadın işi bırakmış ya da işten çıkarılmıştır. Halbuki yapılan hesaplamalara göre, kadınların yerine işe alınan kişilere işin öğretilmesi süresince ortaya çıkan maliyet şirketin toplam gelirinin %14’üne denk gelmektedir (5,7 milyon TL). Bu sayı satın alınacak bakım faaliyetlerinin oldukça altındadır.
Yetersiz Bakım Hizmetleri ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir başka konu da ev işlerinin kadınlar üzerindeki eşitsiz yüküdür. Ülkemizde ev işi — kadın işi olarak görülmektedir. TÜİK 2015 Zaman Kullanımı Araştırması’na göre kadınlar ev bakımına erkeklere göre 5 kat daha fazla süre harcamaktadır. Erkekler ev bakımına günde 46 dakika harcarken bu süre kadınlarda 3 saat 35 dakikadır. Kadınlar çalışarak geçirdikleri toplam çalışma süresinin çok büyük bölümünü ailelerindeki çocuk, eş, yaşlı veya engelli bakımına ayırmaktadırlar. Ülkemizdeki sosyal yardım programları, bakım yükünün büyük bir bölümünü ailelere aktarırken bu yük çoğunlukla ve adaletsiz olarak kadınlara kalmaktadır. Türkiye’deki refah rejimi aile merkezli bir refah rejimidir. Toplum nezdinde çocukların ve yaşlıların bakımının aile içinde gerçekleştirilmesi beklenir. Yaşlıların beklentisi de büyük ölçüde kendilerine çocuklarının bakması yönündedir.
Türkiye’de kadınlar günde ortalama 41 dakikalarını aile bireylerinin bakımına, 55 dakikalarını ise diğer hanelere (başta akrabalar) yardıma ayırmaktadır. Halbuki bu oran erkeklerde sırasıyla 5 dakika ve 37 dakikadır.
Burada alınması gereken önlem en başta toplumdaki yerleşik ev işi eşittir kadın işi algısını yıkmak olmalıdır. Devlet, iş yerleri, STK’lar erkeklerin de ev içi işlere ve bakım işlerine katılması ve buralardaki paylarının artırılması için farkındalık yaratma çalışmaları yapmalıdır. Esnek çalışma saatleriyle ilişkili olarak ise, erkeklerin de belirli oranlarda esnek çalışma saatlerinden ve evden çalışma imkanlarından yararlanması ev içi işlere dair iş yükünü eşit olarak dağıtma konusunda önemli bir adım olacaktır.