Turizmdeki Gelişme Eksenleri: Çeşitlilik, Sürdürülebilirlik ve Dijital Dönüşüm

Dün turizmin içinde bulunduğu vasatlık tuzağından bahsetmiştik, bugün de gelişme eksenlerini ve çözüm önerilerini tartışıyoruz.

Türkiye’de konaklamalardaki çeşitlilik sorunu kadar turizm faaliyetlerinde de çeşitlilik sorunu vardır. Bu durum Türkiye’nin ülkesine çekebileceği turist sayısını sınırlamaktadır. Bu sorunlar ürün çeşitliliği ve marka değerleri üzerine değil, yalnızca fiyat rekabeti üzerine kurgulanmış, kısır bir turizm sektörüne sebebiyet vermektedir. Örneğin deniz turizminin yoğun olduğu bir yerde, potansiyel mevcutken dağ ve yayla turizmine önem verilmemekte, onun yerine daha çok “ucuz” otel açılmaktadır. Elbette bu “ucuzluk” kalitede düşüş anlamına gelmekte, nitelikli hizmet veren ancak bu yüzden bir miktar daha pahalı olan işletmelerin de kaliteyi düşürerek fiyatta rekabetçi olmaya çalışmasına neden olmaktadır. Aslında turizmin içinde olduğu bu durum çok şaşırtıcı değil çünkü bir süredir rekabetçiliği kalite değil değersiz Türk Lirası ve fiyat rekabeti üzerinden kurgulamaya çalışan bir ekonomi politikası anlayışı hüküm sürüyor.

Halbuki dünyadaki turizm trendlerinin yakından takip edilerek turizm alt yapı dönüşümünün, bu farklı trendlere göre sürekli ve yeniden kurgulanması, rekabetçiliği fiyat üzerinden kurgulayan tek tip turizm vizyonundan vazgeçilmesi gerekiyor.

Turistlerin kalış süreleri, konaklamak istedikleri alan tercihleri ve konaklarken ne aradıkları da önemli bir çeşitlilik gösteriyor. Örneğin tatillerinde otelden ziyade “ev konforu” arayan turistler için turistik rezidans tipi konaklamalar başta İspanya olmak üzere Akdeniz ülkelerinde yaygındır. Bu turistler gezmeye geldikleri bölgeden bir süre sonra mülk almakta ve tüketime katılarak birçok farklı sektöre de ekonomik olarak destek vermekte. Halbuki bu turizm tipi Türkiye’de hiç yaygın değildir. Bir başka örnek de otel yerine hostel, çiftlik evi, dağ evi, bungalov vb. gibi kiralamalı konaklama seçenekleri arayan turistlerin Türkiye’ye gelmemesidir. Bunun en büyük sebebi, bu tür hizmetlerin verileceği doğal güzelliklerin ülkemizde olmaması değil, bunu verecek turistik işletme sayısının ve niteliğinin oldukça az seviyede olmasıdır.

Peki önümüzdeki dönem dünyadaki turizm eğilimlerinin nasıl değişmesi öngörülüyor? Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün 2030 yılındaki turizm öngörülerine göre;

  1. Kitle turizminin azalması, bireysel seyahatlerin artması,
  2. Alternatif turizm türlerine rağbetin artması,
  3. Turizmde seyahat sürelerinin azalması ama harcamaların artması,
  4. Çevreye, doğaya, kültüre duyarlı yerlerin tercih edilmesi,
  5. Eko turizm, macera turizmi ve kırsal turizmin payının giderek artması,
  6. Turizmden elde edilen toplam gelirin 2 trilyon doları bulması bekleniyor.

2030 yılı artık o kadar da uzak olmamasına rağmen, Türkiye’nin bu turizm politikasıyla yukarıdaki öngörülere yönelik herhangi bir adım attığını söylemek güç. Her şeyden önce “çevresel sürdürülebilirlik” göstergelerindeki konumumuzu düzeltmemiz gerekiyor.

Tekrar etmek pahasına, turizmi geliştirmek için çevreyi yok ederek yeni tatil sitelerinin, otellerin vs. kurulması aslında turizmi ileriki yıllarda tamamen ortadan kaldıracak gelişmelerdir. Basitçe açıklamak gerekirse, 1980’li yıllarda bu tür yatırımların yapılmasının nedeni, tüm dünyada turizmin yeni yükselen bir değer olması ve turistlerin gerçekten de bu tür yapıları “istemesiydi”. Ancak geldiğimiz noktada artık 1980’li yıllardaki turistler çoktan yerlerini 1990 ve 2000 sonrası doğumlu genç bir kuşağa bıraktılar. Bu kuşaklar da hem tükettikleri ürünlerde hem de gezdikleri yerlerde sürdürülebilirliğe, çevreye duyarlılığa, kültürel değerlerin korunmasına bakıyor. Yani artık geleceğin turistlerini tek tipleşmiş, kültürü ve çevreyi görmezden gelen, “masif” turizm mantığıyla çekmek mümkün değil.

Geleceğin turizminde bir başka önemli konu da dijital dönüşümdür. Turizm yapısı itibari ile, turistik faaliyette bulunan kişilerin öncesinde plan yaptığı bir faaliyettir. İnternetin yaygınlaşması sonucunda bireyler, turizm faaliyetlerini planlarken çeşitli internet siteleri ve uygulamalardan artık çok daha fazla faydalanmaktadır. Turizmde dijital dönüşüm sağlanmadıkça, dijitalleşmeye daha çok entegre olan ülkeler Türkiye’ye kıyasla tanıtım, çeşitlilik ve erişilebilirlik alanlarında rekabet avantajı elde edecektir. Ayrıca gerek yerli gerekse yabancı turistler açısından internet hızı ve altyapısı kritik öneme sahip olduğu için turist davranışları da değişmektedir. Örneğin pandemi döneminde uzaktan çalışmanın yaygınlaşması sonucunda İrlanda kent nüfusunu seyreltmek için 400 tane uzaktan çalışma bölgesi kurmaya başladı. Doğa güzellikleri konusunda Karadeniz Bölgesi’ne denk gelen İrlanda bu alanda atılım yapmaya karar verirken bizde neden bu konuda halen atılmış bir adımın olmaması merak konusu. Gerek ülkemizde yer alan kent nüfusunun seyreltilmesi gerekse uzaktan çalışma dönemlerinde yabancı turistlerin de çekilebileceği pek çok alanımız olmasına rağmen yapılan somut bir çalışmanın olmaması turizmdeki yeni eğilimleri okuma konusunda politika yetersizliğimizi çok net gösteriyor.

Tanıtımın ve çeşitli turizm faaliyetlerinin pazarlanmasının geri plana atılması ve pazarlama stratejisinin “yalnızca otel odası satmaya” odaklı olması da Türkiye’nin gelecekteki turizm potansiyeline engel oluyor. İnternet ve sosyal medya üzerinden bölgesel kimliklerin ve marka değerinin ön plana çıkarıldığı tanıtım faaliyetlerinin yapılması gerekirken Umut Sarıkaya’nın aşağıdaki karikatüründe anlattığı gibi ülkenin tanıtımını Türkiye ismine lale ekleyip, semazen döndürmeye indirgemek bir sonuç vermez.

Digital dönüşüm konusunda herhangi bir turistik ilçemizden daha az nüfusa sahip olan Andorra’nın izlediği politika Türkiye için olmasa da ilçelerimiz için iyi bir örnek oluşturabilir. Andorra, 77 bin civarındaki nüfusuna rağmen her yıl yaklaşık 10 milyon turist çeken bir ülke. Haliyle ekonomisinin neredeyse tamamı da turizme dayanıyor. Peki Andorra, Türkiye gibi turizm planlamasını gelişigüzel bir anlayışla mı gerçekleştiriyor? Hayır, tam tersine Andorra gibi küçük bir ülke, dünyadaki en ünlü üniversitelerden MIT ile bir araya gelerek, ülkeye gelen turistlerin davranış biçimlerini, ne yaptıklarını, nelerden hoşlandıklarını 4 yıl boyunca analiz etmiş. Araştırmanın sonucu olarak da birçok ürün ve hizmet ortaya çıkmış. Örneğin Andorra’ya gelen bir turist telefonuna yüklediği bir uygulama sonucunda kendisinin hoşuna gidebilecek müze önerilerini, seyahat rotalarını, restoran önerilerini dijital rehberlik hizmeti olarak alabiliyor. Andorra’nın bütün bu uygulamalar için ayırdığı para Antalya ya da Muğla Belediyesi için hiçbir şey değil. Sonuç ise çok olumlu: Andorra’ya gelen ve memnun kalan turist sayısında artış olmuş, harcamalar artmış. Yani aslında dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sorunlar büyük ama çözümler de var. Bu çözümleri hayata geçirebilecek bir yönetim anlayışı ve vizyon yok.

Ne Yapılmalı?

Yukarıda belirtilen gelişme eksenlerine dayanarak Türkiye’nin turizm stratejisini üç ana başlık altında şekillendirebiliriz:

  • Zamanı ve Mekânı Genişleten — Çeşitlilik
  • İnsanı ve Dünyayı Merkezine Alan — Saygı ve Sürdürülebilirlik
  • Küresel Gelişmeleri Fırsata Çeviren — Dijital Dönüşüm

Yazının geri kalan bölümünde bu üç ana başlık altında hangi çözüm önerilerinin geliştirilebileceğine bakalım.

Zamanı ve Mekânı Genişleten Bir Turizm

Türkiye’de turizmde bir faaliyet çeşitliliği sorunu olduğu kesin. Türkiye sadece deniz ve sahil turizmi ile bilinmeyi hak etmiyor. Bunun için de turizmin ülke geneline, 12 ay boyunca yayılması büyük önem taşıyor. Bir başka deyişle turizm yatırımlarının dönemsel değil sürekli kullanılması gerekiyor. Peki bunun için ne yapılabilir?

  • Türkiye’yi kendi içinde diğer ülkelerle bağlantılı kılacak çok modlu ve modlararası ulaşıma izin veren yatırımlara ağırlık verilmesi çok önemli. Turizm bölgelerine yapılacak uluslararası bağlantılı hızlı tren yatırımları turistlerin bulundukları şehirde kalış süresini uzattığı gibi farklı şehirlere gitmesine de olanak sağlayacaktır.
  • Yat limanı, cruise limanı gibi deniz turizmine yönelik yatırımlar yapılarak bu konudaki altyapı eksikliği giderilebilir.
  • Kişi başı harcamanın en yüksek olduğu kongre ve fuar turizmi başta olmak üzere alternatif turizm türleri için planlamalar seçili iller üzerinden yapılabilir. Basit bir örnek vermek gerekirse Erzurum’da kış aylarında düzenlenecek uluslararası fuarlar üzerinden hem kış turizmi hem fuar turizmi canlandırılabilir.
  • Dünyada Anadolu’dan daha fazla medeniyete ev sahipliği yapan bir bölge bulmak imkansız. Yani, yaşadığımız toprakların altında aslında bir dehliz var. Bu açıdan mağara turizmindeki güzellikleri ortaya çıkarmak için gerekli kazı ve keşif çalışmalarının yapılması sağlanıp bu alanlar turizme kazandırılabilir.
  • Turistlerin kalış sürelerini artıracak ve otel türüne alternatif ve kayıt dışı çalışmayan “turistik rezidans” tipi konaklamalara olanak sağlanabilir.
  • 60 yaş üzerini hedefleyen “üçüncü yaş turizmi” için faaliyetler belirlenip bu alandaki tesis eksikliği, sağlık turizmine de bağlantılı olarak giderilebilir.
  • Sağlık, golf, inanç turizmi gibi diğer turizm faaliyetlerinin çeşitlenmesi sağlanabilir.

İnsanı ve Dünyayı Merkezine Alan Bir Turizm

Geliştirilecek olan turizm stratejisinin merkezinde insana, doğaya, farkındalıklara saygılı bir anlayışın olması şart. Çevre bilinciyle yatırımlarını yapan, faaliyetlerini yürüten bir turizm, bakış açısıyla da “dünyaya saygılı” bir turizmdir. Türkiye ise mevcut durumda bu anlayışın çok uzağındadır. Yerel kültürümüz ve bölgesel kimliklerimiz de “kitlesel turizm” adına görmezden gelinmektedir. Halbuki günümüzde turistler seyahat ettikleri yerlerde bozulmamış ve turizmden kaynaklı diğer kültürlerin etkisi altında kalarak yozlaşmaya uğramamış yerli kültür ve kimlik öğelerini tercih etmekte ve aramaktadırlar. Son olarak, turizmden yaratılan gelirin insana yakışır bir yaşam için, adaletli ve kapsayıcı bir şekilde dağıtılması da büyük önem taşımaktadır. Bütün bu hedeflere ulaşmak için izlenebilecek politikalardan bazıları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Turistik bölgelerdeki fiziki çevrenin (yaya yolları, engelli yolları, bisiklet yolları, parklar, peyzaj) geliştirilmesi gerekmektedir. Kaybolan mimari değerlerimizin yeniden keşfedilmesi, şehirlerimizin ve meydanlarımızın bu anlayışla yeniden düzenlenmesi de büyük önem taşımaktadır.
  • Kültürel çeşitliliğin keşfedilmesi ve tanıtımının yapılması için kurulacak olan araştırma merkezleri ve enstitülerin turizm sektörüyle entegre biçimde çalışması düşünülebilir.
  • Güvenilir ülke imajını geliştirmek için ziyaretçilere fahiş fiyat uygulayan, kötü deneyim yaşatan kişi ve işletmelerle etkin mücadele edilmelidir.
  • Sürdürülebilir ve çevreye duyarlı turizm için destekler verilmelidir. Bu anlamda başta turizm bölgeleri olmak üzere atıkların geri dönüşümü, eksik ve eski kanalizasyon, altyapı ve su arıtma tesislerinin yenilenmesi için kaynak ayrılmalıdır.
  • Gelecekte daha da talep edilecek olan sürdürülebilir kırsal turizm için planlamalar yapılmalıdır. Bunun için başta Karadeniz bölgesi olmak üzere, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki kırsal alanlara çeşitli destekler verilebilir.
  • Arkeolojik ve tarihi değerleri ön plana çıkaracak bir anlayışla müzelerin yenilenmesinden, nitelikli elemanların yetişmesine, arkeolojik alanların tanıtımına kadar bir çok alanda faaliyetler hızlandırılabilir.
  • Rehberlik bölümlerinin niteliği arttırılarak, turist rehberliği bölümlerinin bölgesel kimlik ve yerelleşme ile bağlantısı kurulabilir.

Küresel Gelişmeleri Fırsata Çeviren Bir Turizm

Yeni kuşak seyahatler internette önceden planlanan, kişiselleştirilmiş deneyimi, veri odaklı yaklaşımı kullanan bir turizm anlayışını benimsiyor. Bu açından da, diğer sektörlerde olduğu gibi turizmde de dijitalleşme büyük önem taşıyor. Türkiye’nin dijitalleşmeyi turizme entegre etmesi, tanıtım, seçenekler ve erişilebilirlik alanlarında rekabet avantajını da beraberinde getirecektir. Peki bu dijitalleşme sürecinde hangi adımlar atılabilir?

  • Turistlerin bilgileri dahilinde sağladıkları kişisel verilerden onlara yönelik kişiselleştirilmiş bir Türkiye deneyimi sunulması için altyapı çalışması başlatılabilir. Büyük veri, duygu ve davranış analizleri ile turistlerin ihtiyaçları ve ilgi alanları belirlenebilir. Kişisel asistan ve sanal gerçeklikle ön keşif ile yönlendirme yapılabilir. Dijital ortamda otomatik hazırlık listesi (mutlaka alınması gerekenler, gerekli belgeler, ilk gün neye ihtiyaç duyulacak, acil telefonlar, döviz bürosu adresleri vs.) turistlere Bakanlık tarafından sağlanabilir. Böylece turistler ülkeye gelmeden birçok konuda bilgiye sahip ve hazır olacaklardır.
  • Örneğin, Türkiye’yi ziyaret etmek isteyen bir turist, Bakanlığın sağladığı bir uygulama/web sayfası aracılığı ile önce ilgi alanlarını işaretleyip kendisine uygun olan destinasyon önerilerini alıp sonrasında da bu uygulama sayesinde gerekli bilgileri elde edebilir. Ayrıca havaalanı ile kalacağı yer arasında ortalama taksi ücretlerini, toplu taşıma ücretlerini güncel olarak görüp ulaşımdan kaynaklı kötü bir deneyim yaşama ihtimali azaltılabilir. İhtiyaç halinde bu kanal ile Bakanlığa veya ilgili birimlere ulaşarak sorunlarını iletebilir. Ülkesine döndükten sonra da geri bildirimlerini uygulama üzerinden sunup gerekli görülen alanlarda iyileşmelerin yapılmasına katkıda bulunabilir.
  • Turizm işletmelerinin ve acentelerin veri odaklı yaklaşıma ve mobil teknolojilere geçişini kolaylaştırmak için ülke çaplı bir dijital dönüşüm planı hazırlanıp uygulamaya konulabilir.
  • Turizm sektörünün de geleceğini belirleyen nesnelerin interneti ve blok zincir teknolojilerinin turizm işletmelerinde kullanılmaları için farkındalık yaratma ve beceri geliştirme eğitimleri turizmle ilgilenen kişilere verilebilir.
  • Artırılmış sanal gerçeklik turizm alanında etkin biçimde kullanılabilir. Örneğin Efes’i ziyaret eden bir turistin 2000 yıl öncesine geri dönmesi bu teknoloji ile sağlanıp turistin tarihi yaşamasına olanak sunulabilir.
  • Turistlerin yaşadıkları sorunları olabildiğince hızlı çözebilmek için başta Bakanlık bünyesinde 7/24 aktif olan yapay zeka çözüm botu kurulup, sorunlara pratik çözümler yapay zeka ile sağlanabilir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin turizm politikasını bir hazinenin üzerinde oturup onu kimseyle paylaşmak istemeyen Smaug’a benzetebiliriz. Bir farkla: Smaug o hazineyi en azından koruyordu. Biz, uyguladığımız kötü politikalar sayesinde bu hazinenin değerini de gün geçtikçe yok ediyoruz. Oysa bu yazı dizisinde bir kısmından bahsettiğimiz çözüm önerileriyle Türkiye’nin döviz geliri, istihdam, bölgesel kalkınma gibi mevcut ve önemli problemlerinin çözülmesinde baş rol oynayabilecek bir sektör var karşımızda. Bu sektör şu anda COVID-19 virüsüne yakalanmış ve entübe edilmiş bir hastadan farksız. Türkiye’nin problemlerine çare olabilmesi için önce kendisini yoğun bakımdan çıkarmak gerekiyor.


Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.Required fields are marked *